24 Mart 2015 Salı

#28 doğmamış çocuğa isim

bir önceki yazıda kızımızın adı kesinlikle masal olmalı demişiz, bu konuda hala hemfikiriz. erkek olursa pars istiyorum demiştim , sağlanamayan mutabakatı "bulut" ile değiştirdik ve şimdi ikimiz de mutluyuz.

evin içinde boş boş "masaaal , masalll" diye sesleniyorum.

çocuk sahibi olmak için hazır hissetmek diye bir şey var mı sahi?

9 Mart 2015 Pazartesi

#27 büyürken biriktirdiklerimizi nereye sakladık sahi?

evlilik hayatın enteresan bir safhası, hatta ciddi bir ilişki bile. benim tavan'dan önce hiç ciddi ilişkim olmadı, bir iki gecelik işler, f*ck buddyler, o bulduğumda çok sevindiğim tanımla "friends with benefit" ler.

tavanı "o" yapan neydi, o ışığı ne zaman görüp de onun için savaşmıştım tam hatırlayamıyorum bile. ilk yıl yarı ayrı sürüncemede, sonrasında birbirini tanıma, anlamaya çalışma, tanıdıkça uzaklaşma, çaba sarf ettikçe tekrar biraraya gelme vs derken her şeyi usulca yoluna soktuk ve evlendik. evliliğin süper bir şey olduğunu söylemeyeliyim öncelikle, ama ne istediğini bileceksin evlilikten, neden evlendiğini, karşılıklı fedakarlığın olması gerektiğini bilerek evleneceksin ve en çok da karşındakinin özgürlüğüne saygı duyarak. ayrı ayrı planlar yapabileceksin, canın istedi diye arkadaşında kalıp kızkıza dışarı çıkabileceksin. rakı balığa göndereceksin kocanı, ya da maç izlemeye. bekar arkadaşlarının bekarlığa vedasına da göndereceksin korkusuzca. zaten bir şeyi yapmaya niyet eden, fırsat kollamaz , yapar. öncesinde bunu bileceksin. onun her alışverişe gelmesine gerek yok, tek başına bir şey yapmayı bileceksin. evlendin diye, onu tüm kız arkadaşlarının yerine koymayacaksın. ama alışverişe gitti mi de zevk almasını bileceksin beraber geçirdiğin andan.

ondan hep çok etkileneceksin, en akıllı oymuş gibi gelecek sana. her şeyi bildiğini düşüneceksin, ilk ona danışacaksın. o bilemedikçe öğreteceksin, sen de mi bilmiyorsun beraber öğreneceksiniz. egolar evin dışında kalacak, siz safca kalpleri açacaksınız birbirine.

hepsini yapabildiğimiz, zor anları, kötü hikayeleri geride bırakabildiğimiz için belki de, evlilik öyle güzel geliyor ki.

asıl hikayem evlilik ya da ilişkiler değil aslında, çok sevdiğim ayrım'ın blogunu okudum baştan aşağı, en eskilerden bugüne. benden bahsettiği yazılardan sevgilisine. tatillerimize, anılarımıza her her şeye geri döndüm. çok eski yıllara indim yazılarıyla, ben defalarca blogumu değiştirip durmuşken, her şeyi silip her defasında sıfırdan başlamışken, onun geçmişiyle kendime döndüm yeniden. o kadar çok birikmiş anı var ki zihnimde, ama sanki hep sadece tavanlayken varmışım, onsuzken hiç yokmuşum gibi . ayrımın blogu iyi geldi, biriktirdiğimiz anıları, anları, hediyeleri, kartları, kahkahaları , planları, çocuklukları tekrar gördüm. birisi çocukluğun ne olduğunu sorsa masumiyetten çok merak derdim sanırım, hep sorgulamışız, sanki erken büyümüşüz de hiç çocuk olmadan hep ileriyi düşünmüşüz.

şimdilerde ise, büyümenin ne olduğunu sorsanız, sadece hastalık ve ölüm derim. bana maalesef başka bir şey göstermiyor çünkü. 2 sene önce amcamı, yine aynı sene ayrımın annesini kaybettik. sonrasında çok sevdiklerim hastalandı, kanseri yakından gördüm. panik ataklar, sinir krizleri, zatürreler, antrapozlar , bunalımlar ve buhranlar. hepsi de büyüklere oldu bunların. o yüzden büyümenin zor olduğunu düşünüyorum. insan yapmak istediklerinden uzaklaşıyor nedense büyüyünce. hep bi ' arka plana itiliyor sevdiğimiz şeyler. bunu bilerek yapmıyoruz, ama hayatın akışı resmen savuruyor. kendimizi bırakmayı daha çok seviyoruz çabalamaktan. sonrasında da geri dönüp "ah ben ne yaptım?" diyeceğiz kesin.

ben taban, yaşım 29, hatta yaklaşık eşit 30. çocukken hayal ettiğim hayat neydi hatırlamıyorum, ama şimdiki hayatımdan çok memnunum. işimi ,eşimi , azaltıp da öze indirebildiğim arkadaşlarımı seviyorum. ailemin öncelikli olduğunu biliyor ve gelecekte son nefesimde pişmanlık yaşamamak için elimden geleni yapıyor, tüm sevdiklerime, kendime yeterince vakit ayırmaya çalışıyorum. yapmak istediklerimi yapıyorum, ve yaşım 30 a gelirken, kendime bir söz veriyorum. okumam gereken kitapları okuyacağım, yapmak istediğim tüm yemekleri  yapacağım, çocuğum olursa ona miras bir yemek tarifi defteri bırakacağım, annemle babamı en az bir kereliğine tatile götüreceğim. kendime çok çok iyi bakacağım, tavana hep güveneceğim, ve özünde , kendimce iyi bir insan olmaya devam edeceğim.

p.s, kızımızın adı kesinlikle masal olmalı. erkeğe pars diyorum ama tavanla şimdilik mutabakat sağlayamadık.

seviyorum,

17 Ocak 2015 Cumartesi

#26 sevmek paralı bir iş olsaydı, trilyoner olurdum

hafifçe geriniyorum yatakta, kuşlu perdelerin arasından günışığı sızmış odaya. saat 8 belki 9, yakınlarda hiç saat yok. yatak odasına ne saat ne ayna aldık, zamansız bi' yer olsun dedik bilmeden, bizden başka kimse olmasın dedik, yansımalarımız bile. bir süre tavana dikiyorum gözlerimi, iç sesim şükrederek başlıyor sabaha. derin bir nefes alıyorum, akşamdan kalma odanın kokusunu içime çekiyorum. tanıdık bir koku da var  odada,   burnum o kokuya yöneliyor, onun kokusuna ve sol yanımda "tavan" ı görüyorum. uzanmış, sağ eli başının altında, sol elini de karnının üstüne yerleştirmiş. yastığı her zamanki gibi sert ve yukarısında bakış açımın. gözlerinin kapalı olduğunu göre göre gülümsüyorum, uykusunda hisseder belki diye.

ondan önce uyandığım her sabah, sanki yüzünü bilmiyormuşum gibi inceliyorum yüzünü. önce simsiyah saçlarına bakıyorum,  fırça gibi kalın telli saçlarından alnına iniyorum. açık alnı, geniş kırışıklık yok, ama neden bilmem alnında hep sert bir ifade var, yüzünü yumuşatan o etli dudakları ve kocaman gözleri hiç şüphesiz. sonrasında gözlerine iniyorum, daha doğrusu kapalı gözlerine ve gözkapaklarına. upuzun kirpikleri var, dokunsam incitmekten korkacağım, ipek ipek kirpikleri var. sanki elimi sürsem düşecekmişçesine emanet kirpikler. kalın, simsiyah kaşları var. o buğday tenine fazla geliyor siyah kaşları, siyah saçları. dudaklarına iniyorum, altdudağı çok kalın üstdudağından, ama yumuşacık ve etli, hep öpme isteği doğurtan cinsten dudaklar. dayanamıyorum tabii, altdudağının sağ tarafında bir öpücük konduruyorum, hafifçe aralanıyor dudakları. öpmeye doyamıyorum, bir daha öpüyorum. saçlarım dökülüyor yüzüne, onları toplamak istiyorum. parmaklarım usulca geziniyor yüzünde. dudaklarına dokunmak istiyorum, öpücükler kondurduğum dudaklarında parmaklarımı gezdiriyorum. o ipek kirpikleri kıpırdamaya başlıyor, onu uyandırdığım için muzur çocuklar gibi üzülüp, kendi yastığıma gömülüyorum. yüzümde hınzır bi' tebessüm. şimdi sırayı ona verdiğimi biliyorum, uyuyorum. uyuyor-muş gibi yapıyorum. sırayı ona devrettğimi anlıyor, alt dudaktan bir öpücük veriyor bana. sadece sarılıyorum ona, bütün dünyayı kurtarırcasına bir sarılma, o tanıdık kokusu var ya, işte onu içime çekiyorum iyice. bi'an bile burnumdan gitmesin, aklımdan çıkmasın diye. ve o yumuşacık dudakların, ipek kirpiklerin yüzümde dolaşmasına izin veriyorum, yine yüzümde tatlı ve muzur bir tebessümle.

seni sevmeseydim, ne yapardım ?

13 Ocak 2015 Salı

#25 şans cesurların yannındadır

sonunda bendeniz taban ın gündemindeki "trend topic" olan iş değişikliği gerçekleşti. uzun düşünceler, duygusal buhranlar, uykusuz geceler ve kötü kabuslardan sonra, iş değiştirdim. 4,5 yılı aynı kuruma vermiş birisi olarak bunun çok ama çok zor bir karar olduğunu söyleyebilirim. ancak kesin sonuç şu insan değişikliğe kapısını açıp bir şans verdiği için bile inanılmaz özgüvenli hissediyor. 

bazen mutsuz olduğumuz şeyleri değiştirmek için yeterince çaba sarf etmiyoruz, kendimizi kaderin akışına bırakmak , olacakları beklemek daha kolay geliyor. en azından ben, hayata müdahele etmeyi pek sevmiyorum. çocukluğumdan  beri benim için yapılan şeylere  seviyorsam devam etmekle yetindim. sevmediklerimin yerine yenilerini koymadım bile, onlara da devam ettim ta ki performans düşüklüğü gösterip, bunu başkalarına da gösterene kadar. 

dolayısı ile, bana sunulan şeyler karşısında çok keskin bir tutumum oluyor, ya direk evet diyor ve sahipleniyorum, ya da arafta bırakıp varlığını unutuyorum. işimden memnun değildim, bana vaat edilenler inandırıcı gelmiyordu ve kendimi çok körelmiş hissediyordum. bütün bunların içinde bile kendimi zorlayıp "ama arkadaşlarımı" seviyorum diyerek söylene söylene çalışıyordum. bir kere bi' yerde söyleniyorsan çalışmayacaksın. ya seveceksin, ya öpe öpe seveceksin. olmuyorsa terk-i diyar eyleyeceksin. bu 2+2 = 4 gibi basit bir denklem. velhasıl ben iş aramak bile istemezken , telefonum çaldı cazip teklif hattın ucundaydı. görüşmeler konuşmalar derken kendimi evet demiş buldum. insan iş aramazken sanırım daha rahat oluyor, bu özgüvenle başarıya giden yol kaçınılmaz. görüşmelerde küstah cevaplar, kendini tam net ifade etmeler bir paçozluk saldırganlık, küçük dünyaları ben yarattım havaları ve boom "işe alındınız" boşuna denmiyor "tevekkül et" diye, sen elinden geleni yap olduğu kadar olmadığı kader demişler. hatta bu sözle yetinmeyip iş işte, eş eşte de demişler. 

bugün itibariyle, bu kararı verebildiğim için kendimle gurur duyuyorum. buradaki insanları da sevdim, buradaki işi ve yapıyı daha çok sevdim.  

tabii ki değişiklik her zaman iyi gelmiyor, ama en azından denemek bile bir artı. en büyük pişmanıklar sanırım denemediklerimizden ve yapmadıklarımızdan geliyor. hangisi daha yıkıcı "keşke yapsaydım" mı "keşke yapmasaydım mı?" 

8 Ocak 2015 Perşembe

#24 kalabalığa alışınca yalnızlık iki kere zor gelir

tüm bu iş değişikliği, planlar vs işlerinin ortasında, evlendiğimizen beri evimize hiç gelmemiş olan anneciğim geldi an.kırolardan. kabaca pazar gününden beri beraberiz, sabah beraber uyanıyor, buz gibi havanın bile tadını çıkarıp goblen işliyoruz. beraber pazara gidiyor, her cafede derin derin sohbetler ediyoruz. insan evlendikten sonra daha da çok annesine benziyor sanki, tuhaf bir şekilde kan çekiyor.

annemle ilgili sevdiğim ve sevmediğim şeyleri düşündüm, çocukken, lisedeyken , üniversitedeyken. acaba onda sevmediğim neleri kendim yapıyorum diye düşündüm, ve çoğunu yaparken buldum kendimi. işte bu yüzden büyük konuşma diyorlar, hayatta tenkit edilen ne varsa başa geliyor sanki. belki de o yüzden sadece yüce gönüllü, tevekkül eden sabırlı insanlar olmamız gerekiyordur.

annemin evdeki yokluğuna çok alıştım, evet bazı bazı düzenlerimiz çakıştı, evet ben toplanmamış kahvaltı sofrasında sohbeti  seviyordum ve o hemencecik her şeyi toplamak istiyordu, evet ben evi sonsuz bir şekilde buz gibi olana kadar havalandırırken o hemencecik camları kapatıyordu, evet ben parsı öpe öpe korkusuzca severken, annem hala kedilerden korkuyordu ama tüm bu evetlere, uyuşmazlıklara rağmen, sıcacık bir harmoni içinde geçirdik 5 günümüzü.

anneme öğrendiğim yemekleri yaptım, mayaladığım yoğurttan yedirdim, harmanladığım çayımdan içirdim. ailemden görüp de üstüne kendi kattıklarımla tereciye tere sattım. ama işin sonunda bana kalan annemin gözlerindeki dolu dolu "gurur duyan" bakıştı. sanki 28 yaşıma sadece annem benle gurur duysun diye gelmişim gibi tatminkar hissediyorum hayat karşısında.

şimdi yine ank.ıroya döndü, ben evdeyim, parsla beraber ev işi yapıyoruz, goblen işliyoruz boyama yapıyoruz. ama ne olursa olsun, sanırım insan sevdikleri varken daha güzel.

2015 in ve sonraki yılların sevdiklerimizi yanımızdan hiç ayırmaması dileğiyle..

28 Aralık 2014 Pazar

#23 gözbebeğimsin

gece çıkmaları ile pek aram olmadı, neyseki zaman evvel ziyadesiyle gece çıkmış ve durulmuş bir adamla evlendim de gece çıkalım da çıkalım diye tutturmuyor. yine de senede 1-2 kere denk gelince çıkıyoruz, ve çıktığımız günler yılın en çok eğlendiğimiz günleri oluyor.  yeni işyerine geçmeden evvel, nisan ayındaki korkularımı hatırladım, acaba insanları sevecek miyim, mutlu çalışacak mıyım, ya sıkılırsam diye günlerce kendimi yemiştim. şimdi iyi ki diyorum, iyi ki gelmişim ve buradaki süper insanları tanımışım. cuma işyerinde yılbaşı partisi vardı, her zamanki gibi yemekler bol alkol ve hediyeler alındı verildi derken akşamına eğlence bitsin istemedik ve "random" bir grupla kendimizi öncesinde ferah fezada sonra da fosilde bulduk. birarada durması yaklaşık eşit saçma bir gruptuk, daha önce hiç birbirimizin yanında sarhoş olmamış gece dışarı çıkmamıştık. bazen insan denemediği şeyler için çok pişman oluyor, keşke daha önce çıksaydık diye hayıflandım,  ama bir şekilde biraraya gelip eğlendiğim için huzurluyum. 

iyilik ve mutluluk bizde aile geleneğidir, annem çocukken kardeşimle bana hayatta en çok istediği şeyin "mutlu çocuklar yetiştirmek" olduğunu söylemişti. şimdi bunu neden söylediğini anlıyorum. iyilik kocaman bir deniz, ucu bucağı yok ve iyilik yapmanın sonu yok. evet kıymet bilinmeyebilir, evet kazıklar yiyebilirsin ama işin sonunda her şeyi kendimiz için yapıyoruz ve iyilik çok mutlu hissettiriyor, bir o kadar da işe yarar.. işyerinde olduğum gibi davrandım hep, komikliklerimi iyiliklerimi mutluluklarımı üzüntülerimi saklamadım. bazı üzüntülerim başkalarının hoşuna gitti, bazı mutluluklarım insanları sinir etti ama işin özünde ben her zaman kendimdim ve beni hep olduğum gibi seven insanlar oldu çevremde.

gece çıkmasından sonra neden bunları yazdım, nasıl bağlayacağım ben de merak içindeyim ama çıktığımız akşam, bir süredir beraber çalıştığım arkadaşlarımın beni o kadar sevmiş olması, hepimizin kalbinin kocaman olduğunu hissetmem , doğru arkadaşlarlıkları kurabilmiş olmam mutlu etti beni. 

anneme ve babama , beni böyle yetiştirdikleri için her defasında teşekkür etmek istiyorum. sürekli insanlara yardım eden, yardım etmeyi, insanlara el uzatmayı öğreten anneme, hiçkimseyi yargılamadan kalbini açan, gönlü zengin , kocaman kalpli babama. beni bu kadar huzurlu, kendi ayakları üstünde, ve mutlu, olduğu halden memnun özgüvenli ve pozitif yetiştirdikleri için teşekkür etmek istiyorum. 

teşekkürlerimin sonu yok, olamaz da ama insan büyüdükçe, minnet duyması gereken çok şey olduğunu görüyor. 

canım annem, canım babam, kardeşim. aile her şeydir.

23 Aralık 2014 Salı

#22 yanımdayken bile özlüyorum

.. bi' an var. o uykusunun derin bi' yerinde,vgördüğüm kötü rüyanın etkisi ile ona sokuluyorum usul usul. bana arkası dönük. hep erkekler sarılmaz ya arkadan, gidip ben sarılıyorum ona. burnumu, nefesimi ensesine değdiriyorum usul usul. sonra o uykusunun arasında, dönüp de kavradığı elim var ya, o parmaklarıyla ufak elimi kavradığı an var ya, işte o an hayat duruyor sanki. böyle ölebilirim. tavan'ın yanında, huzurla ve en bilinçdışı uyku halinde sonsuz sevgi balonu içindeyken.

sevmek, ne güzel şey.

iyi ki.